Tam  EskidenYeniye
 

Odatv davasındaki delil tartışmaları


Ergenekon, Balyoz ve bağlantılı diğer davalarda sanıklar savcılığın getirdiği delillerin sahte olduğunu, polis tarafından üretildiğini iddia ediyorlar. Bu haberimizde bu tartışmalara dair iki tarafın görüşlerini de yansıtmayı amaçlıyoruz. Tartışma konusu olan deliller ile bu delillere karşı ileri sürülen itirazları gücümüz yettiğince burada bir araya toplamayı istiyoruz.

Balyoz ve Ergenekon davalarında yaşanan delil tartışmaları sayfasına ulaşmak için tıklayın

16.11.2012 10:42 Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi Ergenekon bağlantılı Odatv davasında da sanıklar delillerin sahte olduğunu, virüs yoluyla başkaları tarafından bilgisayarlarına yüklendiğini iddia ediyorlar. TÜBİTAK bilirkişileri tarafından iki kez hazırlanan raporlar da sanıkların itirazını kesmedi. Bilirkişiler bilgisayarlarda bazı virüslere rastlandığını, ancak delil olan dosyaların o virüslerden daha önce bilgisayarda bulunduğunu tespit ettiler.

Ergenekon ve Balyoz davalarında sanıklar savcılığın getirdiği delillerden bazılarının sahte olduğunu, polis tarafından üretildiğini iddia ediyorlar. Kritik delillerin hiçbirisini kabul etmiyorlar. Örneğin bir sanıktan elde edilen cd'lerden bazılarını kabul ederken içerisinde kritik bilgiler olduğunu iddia ettikleri bazılarını ise kabul etmiyorlar. Bu konuda oldukça komik gerekçeler de ileri sürebiliyorlar.

Örneğin Ergenekon sanığı Levent Bektaş'ın, "Aramaya gelen polislere çay söylemek için bürodan çıktığımda onlar tarafından yerleştirilmiş" demesi gibi. Diğer bir Ergenekon sanığı Mustafa Dönmez, evinden çıkan silahları arama esnasında polislerin yerleştirdiğini iddia etti. Aramaya katılan askeri yetkililer ise böyle bir şey olmadığını belirttiler. Ergenekon sanığı Dursun Çiçek'in hazırladığı ıslak imzalı belgenin fotokopisi için "Kağıt parçası bu, hukuki değeri yok. Aslını bulun yoksa dünyayı başınıza yıkarız" denildi. Aslı çıkınca da bu kez "ıslak imza sahte" denildi. "Üzerinde parmak izi var mı bakılsın. Kağıt o dönem genelkurmayda kullanılan kağıtlardan mı bakılsın. Mürekkep de aynı şekilde kontrol edilsin. Herşey uygun olsa bile, imza ıslak imza makinesi ile atılmış olmalı. Ayrıca yazışma formatı resmi bir belgeye uymuyor.." gibi sürekli yeni bahaneler ileri sürüldü.

Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi Ergenekon bağlantılı Odatv davasında da sanıklar delillerin sahte olduğunu, virüs yoluyla başkaları tarafından bilgisayarlarına yüklendiğini iddia ediyorlar. TÜBİTAK bilirkişileri tarafından iki kez hazırlanan raporlar da sanıkların itirazını kesmedi. Bilirkişiler bilgisayarlarda bazı virüslere rastlandığını, ancak delil olan dosyaların o virüslerden daha önce bilgisayarda bulunduğunu tespit ettiler. Ayrıntılarını okuyabileceğiniz bu tespitlerin yer aldığı toplam 425 sayfalık iki TÜBİTAK raporunu tam metin olarak sayfanın en altında yer verdiğimiz linklerden indirip okuyabilirsiniz.

-'Bilgisayarda virüs var, o halde veriler delil olamaz!'-

Bilirkişinin çok sayıdaki tespitini görmezden gelen sanık ve avukatları, "Bilgisayarlarda bazı virüslerin varlığının tespit edildiği" konusunu ön plana çıkarıp diğerlerini görmezden geldiler. Böyle bir savunmanın kabul edilemeyeceği açıktır. Açıktır, çünkü bilgisayardan biraz anlayan kişi dahi, dünyadaki her bilgisayarda mutlaka az veya çok sayıda virüs bulunduğunu, virüs programlarının bunu engelleyemediğini bilir. Bunun teknik olarak ispatlanması da mümkündür. "Virustotal.com" adresini bilenler, bu site hakkında fikir sahibi olanlar yüzde yüz virüssüz bir bilgisayar olamayacağını bilirler. Odatv davasına dönersek önemli olan, o virüslerin sanıkların iddia ettiği işi, yani o delil dosyalarını bilgisayarlarına bırakma yeteneğine sahip olup olmadıkları. İşte TÜBİTAK raporu bu hususu kesin bir dille yalanlamaktadır. Üstelik sanıkların bilgisayarlarında 'teamviewer' adlı uzaktan erişim programı bulundu. Yine bilgisayar kullanan lise çocukları dahi bu programın ne işe yaradığını bilir. Sanıkların kendi rızası dışında kurulamayan bu programlarla sanıklar odatv bilgisayarına dosya gönderip alabildikleri bilirkişilerce tespit edildi. Bu programı kuran sanıklar bir de utanmadan yabancı birilerinin odatv bilgisayarlarına o dosyaları gönderdiğini söyleyebiliyor alay edercesine ya, pes doğrusu!.. Mahkeme heyetini bilgisayar cahili görerek ve güya akıllarını karıştırarak delillerden kurtulabileceklerini düşünüyorlar. Ama nafile. Dediğimiz gibi lise çocukları dahi artık bu teknolojilerden haberdar..

Eğer sanıkların iddia ettiği mantıkla hareket edilecek olursa hiç bir dijital delil, mahkemelerde delil olarak kabul edilemez. Çünkü her bilgisayarda virüs vardır. Geçtiğimiz günlerde DHKP-C davasında bir sanık hakkında Yargıtay'ın verdiği onama kararı bu tartışmayı bitirecek emsal bir karardır. DHKP-C'li sanığı dijital verilere dayanarak 6 yıl hapse mahkum eden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, "Günümüzde bilgisayar verileriyle ilişkisi olmayan çok az suç kalmıştır. Suç işleyen kişilerin ya da suç örgütlerinin bu teknolojiden faydalanmayacağını düşünmek imkânsızdır" demiş ve hükmünü vermiştir. Mahkemenin bu kararı Yargıtay tarafından da onanmış ve "dijital veriler de delildir" şeklinde emsal bir karar haline gelmiştir.

-Islak imzalar delil değerini yitirdi mi?-

Zaten olması gereken de buydu. Aksi halde mahkemelerde görülen davaların çoğu çökmek durumunda kalacaktır. Çünkü her davada dijital veriler hakimlerin önüne gelmektedir. Dijital verilerle ilgili tartışmanın bir benzeri, çarpıcı şekilde Ergenekon kapsamındaki 'Islak İmza' davasında yaşandı. Dava konusu olan ve Albay Dursun Çiçek'in imzasını taşıyan 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' Ergenekon sanık avukatlarından birisinin bürosunda fotokopi olarak elde edildi. Ancak hem Genelkurmay, hem de sanıklar 'o bir kağıt parçasıdır ve fotokopidir, dolayısıyla delil olamaz' tartışması başlattılar. İlerleyen süreçte belgenin ıslak imzalı orjinali savcılara ulaştırıldı. Ancak tartışmalar bitmedi, şekil değiştirdi. Islak imzanın sahte olduğu, Albay Çiçek'e ait olmadığı iddia edildi. Jandarma, Emniyet ve Adli Tıp laboratuvarlarında toplam 7 kez yapılan 'O imza Albay Çiçek'in el ürünüdür' tespiti dahi bu itirazları durduramadı. Bu kez, o imza ıslak imza makinesi ile atılmıştır denildi. Türkiye ilk kez bu makinenin varlığından haberdar oldu. Sanık avukatları duruşmalara ıslak imza makinesi getirerek ıslak imzaların taklit edilebileceğini hakimlerin huzurunda ispatlamaya çalıştılar. Ama başaramadılar. Çünkü makine ıslak imzayı şeklen kopyalayabilmekteydi. Laboratuvar incelemelerinde ise bir imzanın makineyle atılıp atılmadığı kolaylıkla ortaya çıkarılabilmekteydi. Çünkü makine imzayı atarken bir insanın uyguladığı basıncı taklit edemiyordu. Yani elle imza atılırken kağıtta oluşan çukurlar makineyle atılırken oluşmuyordu.

Makine şeklen bir imzayı benzetebiliyor, ancak gerçek imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır ve o belgedeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiştir.

Aksi zaten düşünülemezdi. Çünkü eğer imzayı taklit etmek mümkün olsaydı dünyadaki tüm davalar geçersiz hale gelirdi. Çünkü imzalar davalardaki en önemli delillerden biridir. Onlarda şüphe ortaya çıkarsa hiçbir dava yürütülemez. İşte dijital veriler de imza gibi artık her davada delil olarak yer almaktadır. Onların olmadığı bir dava neredeyse kalmamıştır ve giderek davalarda daha çok yer alacakları açıktır. Eğer Odatv sanık ve avukatlarının iddia ettiği gibi 'virüslerin bilgisayardaki varlığı delil bütünlüğünü bozmaktadır' gibi ispat edilmeyen bir görüş ileri sürülerek delillerin dikkate alınmaması sonucu ortaya çıkarsa sadece Ergenekon ve benzeri davalar değil mahkemelerdeki tüm davaların çökmesi durumu ortaya çıkacaktır.

Abdullah Harun / kontrgerilla.com




İşte Odatv delil tartışmaları

Kafası karışanlar, kafa karıştıranlar
İkinci bir Hanefi Avcı vakası yaşıyoruz. Dün gerçekleşen odatv merkezli operasyonlardaki gazeteci gözaltılarına karşı bir kısım medyada inanılmaz tepki var. Diğerleri ise susmayı tercih ediyor. Gazetecilere yönelik operasyonlar Hitler faşizmine, Mac Carthy'ciliğe kadar uzatılıyor. Hatta AB ve ABD'nin de operasyonları eleştirdiği hatırlatılıyor. ABD'nin Türkiye'deki gözaltıları eleştirmesi ön plana çıkarılarak onların bile isyan ettiği söyleniyor.

04.03.2011 18:33 İkinci bir Hanefi Avcı vakası yaşıyoruz. Dün gerçekleşen odatv merkezli operasyonlardaki gazeteci gözaltılarına karşı bir kısım medyada inanılmaz tepki var. Diğerleri ise susmayı tercih ediyor. Gazetecilere yönelik operasyonlar Hitler faşizmine, Mac Carthy'ciliğe kadar uzatılıyor. Hatta AB ve ABD'nin de operasyonları eleştirdiği hatırlatılıyor. ABD'nin Türkiye'deki gözaltıları eleştirmesi ön plana çıkarılarak onların bile isyan ettiği söyleniyor. ABD'nin Wikileaks'e bilgi sızdıran ere idamlık suçlamada bulunduğu dünkü haberlerde yer aldı. Yine belgeleri yayınlayan Wikileaks internet site yöneticisinin hapsedileceği ve öldürüleceği gerekçesiyle ABD'ye iade edilmekten çok korktuğu biliniyor. Ama işin bu kısmı görülmüyor.

-Bir MİT'çi ile bir solcu gazeteci biraraya gelmez!-

Bir MİT'çi ile sol görüşlü bir gazeteci nasıl bir araya gelir diye komplo iddiasını dillendiren çevrelerin bu iddiası yeni değil Çok yakın zamanda Hanefi Avcı olayında da dile getirildi. Bu iddiayı dile getiren çevreler, Ergenekon sürecinde belgeleriyle ortaya çıkan farklı örgütler arasındaki işbirliğini, Susurluk sürecinde aynı arabada bulunan farklı kişileri ve son olarak da hayatını sol örgütlerle mücadeleye adadığı iddia edilen emniyet müdürü Hanefi Avcı'nın sol bir örgüte nasıl polis operasyonlarını ispiyonladığını görmek istemiyor.

-Profesörlerin terör örgütüyle bağı olmaz!-

Soruşturmada Türkan Saylan'ın, Sabih Kanadoğlu'nun adı geçince de, son olarak Hanefi Avcı'ya yönelik operasyon ile Soner Yalçın'ın gözaltına alınmasında da aynı şeyler konuşuldu. "Kontrgerilla ile mücadele etmiş Soner Yalçın Kontrgerilla ile nasıl bağlantılı olabilir?.. Ömrünü solcularla mücadeleye adamış bir Emniyet müdürünün Ergenekon'la ve sol terör örgütüyle nasıl bağı olabilir?.. Yaşlı ve hasta Türkan Saylan'ın örgütle nasıl bir bağlantısı olabilir?.. Mehmet Haberal gibi üniversite profesörlerinin terörle nasıl bağı olabilir?.. Bunlar hep saygın insanlar.. Niçin gözaltına alınanlar hep muhaliflerden çıkıyor?.. vs. vs." gibi gerekçeler hep ileri sürülmedi mi?

-Tartışmalar gözaltılarla başlıyor, iddianameyle bitiyor-

Ama sonra iddianameler ortaya çıkıp da Ergenekon bağlantılarını gösteren telefon dökümleri, belgeler, bilgisayar kayıtları vesaire ortaya çıkınca o tartışmalar kesildi. Son operasyonda da korkunç iddialar ortaya çıkmaya başladı. Örneğin Deniz Baykal'a yönelik kaset komplosunun ardında bu örgütün olduğuna dair. Birkaç gün önce de CHP'li Muharrem İnce'nin Odatv'li muhabirin evine alkollü dayandığı ortaya çıkmamış mıydı?.. Bunlar görülmesin mi, ortaya çıkarılmasın mı?.. Bir taraftan Ahmet Şık Ergenekon'la mücadele etmiştir (etmediğine yönelik karşı iddialar da var), bu örgütle bağlantılı olamaz deniyor, ama Odatv'nin yapmaya çalıştığı şekilde Ergenekon davasını karalayabilmek için 'cemaat ürünü' yaftalaması yapacağı kitabı her nedense Odatv'de çıkıyor. Sonra kalkıp da birileri dışarıdan virüs yoluyla bilgisayara yerleştirdi iddiasına inanılmasını bekliyor. Bu iddiayı dile getiren Şık'ın açıklamalarında bile tutarsızlıklar var. Bir taraftan, nasıl olur, daha basılmadan orada nasıl çıkabilir deniyor ve diğer gazeteci Nedim Şener'in de benzer durumda Odatv'yi dava ettiği ona kızgın olduğu söyleniyor, diğer taraftan Şık odatv'yi savunuyor ve o kitap oraya dışarıdan virüs yoluyla gelmiştir diyor. Nasıl geldiği süreçte ortaya çıkacak. Ancak zaten ortada olan bir gerçek var. Odatv'ye virüs yoluyla gelmiş denilen dosyalardaki 'Ergenekon davası ile hakim ve savcılarının karalanması' talimatları, zaten yıllardır odatv'nin yapmakta olduğu şeydi. Sabah yazarı Sevilay Yükselir kendisine nasıl iğrenç iftira atıldığını uyarılara karşın bu ısrarlı yayının sürdüğünü açıklamıştı. Diğer bazı yazarlar da benzer açıklamalar yaptı.

-Artık bıktırdı bu beyhude çabalar-

Bu kafa karışıklığı oluşturma çabalarını Ergenekon sürecinde dönem dönem gördük. O kadar çok örneği var ki bu saptırma gayretlerinin.. Önce fotokopi denilerek inkar edilen, aslını bulun yoksa dünyayı başınıza yıkarız denen meşhur 'irtica' belgesinin aslı ortaya çıkınca bu kez o imza başkasına ait denildi. Sivil ve askeri laboratuvarlarda doğruluğu tespit edilince imza makineyle de atılmış olabilir denildi. Ayrıca üzerine parmak izi var mı, ne malum başka belgeden taşınmadığı, mürekkep yaşına da bakılsın, o da yetmez ayrıca kağıt ve mürekkep o dönem genelkurmayda kullanılan kağıtlardan mı mürekkepten mi bakılsın, ayrıca belge yazışma kurallarına aykırı. Gerçekten biz hazırlasaydık işte şu şekilde nizami yazışma formatında hazırlardık gibi insan zekasıyla alay eden gerekçeler gösterildi. Hele neydi o Gölcük'te zemine gizlenen çuvallarca belge için getirilen yer darlığından oraya gömülmüştür açıklaması.

-Rejimi korumak için Baykal'ı tasfiye-

Hizbuttahrir terör örgütüyle bağlantısı gündeme gelen teğmen Çelebi'nin cep telefonundaki adres defterine poliste sehven bazı numaraların eklendiği ortaya çıktı. Buradan hareketle Ergenekon davasının çöktüğü iddia edildi. Oysa bu kadar yoğun dava ve soruşturmaların içinde olan polisin hata yapabilmesi de mümkün. Ama bu olasılığa hiç değinmediler. Ayrıca o telefon numaralarının teğmenin suçlanmasında kullanılmadığı da ortaya çıktı. Ve bir gerçek daha ortaya çıktı. Teğmen, diğer delillerle de tespit edilmiş olan Hizbuttahrir örgütüne sızdığı suçlamasını zaten kabul etmişti. Ergenekon duruşmasında bunu itiraf etti. Yalnız bunun için bir gerekçe gösterdi: "Evet örgüte sızdım ama örgüt hakkında bilgi toplamak için. Konu ile ilgili komutanlarımı bilgilendirecektim. Olgunlaşmasını bekledim. Arkasında kimler vardır tespit etmek istedim." Yeni rejimin selameti için yaptığını savundu. İşte belki de olması gereken bu. Yani Ergenekoncular delillerle ortaya konulan ilişkilerini tartışmalarla saptırmak yerine dürüstçe kabul etseler ve şunları deseler daha inandırıcı olmaz mı: 'Evet biz yaptık ama niyetimiz rejimin kötü gidişini durdurmaktı, bunu görev kabul ettik ve bu işlere kalkıştık. Baykal rejimi ayakta tutmak için yeterince mücadele edemiyor hatta mücadele edenlere ayakbağı oluyordu, rejimi koruma adına onu tasfiye ettik, profesörlerin bir görevi de öncü olmaktır biz de rejimi koruma adına öncü olduk bu eylemlere destek verdik, pkk'lılar evet tehlikeli ama düşmanımın düşmanı dostumdur, rejimi koruma adına onlarla işbirliği yaptık. Kurtuluş savaşında da çetecilerle işbirliği yapılmadı mı?.. vs. vs."

-'Bizden olmayan' gazeteciler-

"Evet dün ve daha önce tutuklananlar arasında sürpriz isimler var ancak bu basın yayın özgürlüğünün ciddi tehdit altında olduğunun bir kanıtı mı? Tutuklamalar "örgüt üyeliğine" yönelik. Ergenekon iddianamelerinde örgütlenmenin basın yayın kanadından bahsediliyor. Bunların soruşturulması gerekli. Evet soruşturmalar için tutuklamalar zorunlu mu tartışılır, buna karşı çıkılabilir ancak bu tartışma sadece meslektaşlardan bir kısmıyla ilgili olmamalı. Bu ülkede 14 sene tutuklu kalan insanlar var. Sonra hangi basın yayın özgürlüğünden bahsediliyor ki? Türkiye'nin tarihi sicili binlerce gazeteci yazara, yayıncıya çektirilen acılarla yüklü. Geçmişi 301'leri unutabilir miyiz? Malesef geçmiş "bizden olmayan" gazetecileri, yazarları unuttuğumuzu gösteren örneklerle dolu. Eğer konuyla ilgili bir "değeri" savunacaksak bunun genel geçerliliği olmalı yoksa her savunma siyasal kutuplaşmanın çarkları arasında parçalanıp yok olur." Böyle diyor Radikal'de Vaassen isimli yorumcu.

-Gladio davasında da aynı eleştiriler yapıldı-

İtalya'da Gladio davası kaç yıl sürdü, kaç kişi ve kimler tutuklandı, ceza aldı. Orada da bizdeki tartışmaların benzeri yaşandı. Bunlar bilinen şeyler. İki gündür, dönem dönem ortaya çıkan tartışmalardan birini daha yaşıyoruz. Odatv'yi gazeteci diye savunmaya kalkanlara Sabah yazarı Sevilay Yükselir anlamlı bir tepki verdi. Kendisine nasıl iğrenç iftiralar atıldığını bunun habercilik diye yutturulduğunu açıkladı. Başka gazeteciler de benzer olayları dile getirdi. Ama işin bu tarafı birilerince görülmek istenmiyor, gözlerden kaçırılıyor. Gazeteci Metiner'e ve Orhan Miroğlu'na ölüm tehditleri yöneltilirken ses çıkarmayanlar Soner Yalçın ve diğerlerine feryat ediyor.

-İnanılır gibi değil ama gerçek-

İnanılır gibi değil. Ortada çok çarpıcı bir durum var. Ahmet Şık, Nedim Şener ve diğerleri Ergenekon üyesi olamaz deniyor (umarız öyledir, yanlışlık vardır ve ortaya çıkar). İddianame beklenmiyor. İnanılmaz olan da bu. Hani iddianame açıklansa da dense ki 'Hani nerede delil, bu mu onu gözaltına aldıran, tutuklatan ya da dava sanığı yapan?', ikna edici olur. Ama öyle yapılmıyor. Hatta iddianame değil, birkaç günlük polis ve savcı sorgusu dahi beklenmiyor. Belki de serbest bırakılacaklar. Ne yani ortada ciddi deliller varsa bazıları tepki göstermesin diye gözardı mı edilsin, bu acelecilik niye?..

-Halk onaylıyor mu?-

Birileri halkın bunları onaylamadığını, dolayısıyla operasyonlardan vazgeçilmesini, gözaltı ve tutukluların serbest bırakılmasını istiyor, kendi görüşlerini halkın görüşü gibi göstermeye çalışıyor. Evet, halk gerçekten de herşeyin farkında, bazılarının zannettiği gibi cahil ve aptal değil. İletişim çağındayız. Daha önce hiç olmadığı kadar olayları onlar da takip ediyor. Ve 3 ay sonra da seçim var. Eğer gidişatı tehlikeli görüyorsa yapılanları onaylamıyorsa zaten seçim sandığında bunu gösterecektir. Böylece bazı çevrelerin istediği sonuç da en güzel şekliyle gerçekleşmiş olmaz mı?..

-Masumun mağdur olması-

Gözaltındakilerin suçsuz yere içeride yatmasını, hatta ilgisi olmadığı halde adının iddialara karışmasını bile istemek, insan olanın yapacağı birşey değil. Masum masumdur. Ama ciddi bulgulara ve belgelere dayalı bir takım kovuşturmalar yapılmaktaysa o zaman da bu kovuşturma ve yargının sonucunu beklemek gerekir. Birleri seçtiğimiz hükümetleri yasadışı yollarla devirmeye kalkıyor, bu uğurda terör örgütleriyle işbirliği yaparak masum vatan evlatlarını kurban ediyorsa bu ihanetin kovuşturulmasını beklemek de bir vatandaş olarak hakkımız. Yürekten dileğimiz, bu süreçte suçsuzların mağdur olmaması. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)




Belgeler virüsle yerleştirildi
Ergenekon kapsamındaki Odatv davası sanıklarından olan Müyesser Yıldız Sabah yazarı Nazlı Ilıcak'a gönderdiği mektubunda, bilgisayarında ele geçen suç delili belgelerin dışarıdan virüs yoluyla yerleştirildiğini, masum olduğunu iddia ediyor.

29.03.2012 13:26 Nazlı Ilıcak (Sabah): Müyesser Yıldız'la birlikte uzun yıllar gazetecilik yaptım. Kendisi, sevdiğim bir meslektaşımdır. Haksız yere tutuklandığına inanmakta, bilgisayarında bulunan belgelerin virüs yoluyla konulduğunu iddia etmektedir. Bana gönderdiği notu aşağıda kısaltarak yayınlıyorum:

"Niçin duruşmamız 3.5 ay sonraya bırakıldı? 3-5 aylık kursla bilişim uzmanı olmuş 3-5 polisin verdiği üstün körü raporla tutuklandık. Devletin üniversitelerinden alınan rapora itibar edilmedi. TÜBİTAK'a aylarca gecikilerek başvuruldu. Başbakan'a doğrudan bağlı TÜBİTAK'a ben nasıl güveneceğim? 13 aydır Silivri'deyim. Avukatımı da bıraktım. Zira avukat hukukun bulunduğu yerde lazım olur." (Nazlı Ilıcak / Sabah)




Odatv'ye TÜBİTAK şoku
TÜBİTAK, Odatv davasının kritik raporunu mahkemeye gönderdi. 3 uzmanın imzasını taşıyan 339 sayfalık raporda, 'İncelenen bilgisayarlarda virüs tespit edildi. Ancak belgelerin virüsle yerleştirildiğine dair tespitimiz yok' denildi. Odatv'ye düzenlenen baskında bir bilgisayarda ele geçirilen ve davanın en önemli delilleri arasında yer alan 'Ulusal Medya 2010' isimli belgede Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy gibi davaların boşa çıkarılması için neler yapılması gerektiği ifade ediliyordu.

27.08.2012 14:41 Odatv davasında 7 aydır beklenen TÜBİTAK raporu mahkemeye ulaştı. 3 uzmanın imzasını taşıyan rapor 339 sayfa. 3 ayrı bilgisayarda inceleme yapan TÜBİTAK, bilgisayarlarda virüs tespit edildiğini ancak, davaya konu olan belgelerin virüsle yerleştirildiğine dair bir tespitlerinin bulunmadığını belirtti.

Gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık ve Soner Yalçın'ın da yargılandığı Odatv davasında İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, TÜBİTAK'tan istediği rapor 7 ay sonra mahkemeye ulaştı. Odatv davasının görüldüğü İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, bazı sanık ve avukatların "dava dosyasında yer alan belgelerin virüs yoluyla sanıkların bilgisayarlarına gönderildiği iddiasını" incelemek üzere TÜBİTAK'tan rapor alınmasına karar verdi. Bu kararın ardından mahkeme TÜBİTAK'a yazı yazarak bilirkişi görevlendirmesini istedi. Mahkeme, 28 Ocak'ta verdiği karar ile "Belgelerin virüs yoluyla Odatv bilgisayarlarına yüklenip yüklenilmediğine" ilişkin rapor hazırlanmasına hükmetti. Raporun gecikmesi üzerine mahkeme, TÜBİTAK'a 2 ay önce yazı yazdı. Mahkemenin yazısında "söz konusu raporun bir an önce hazırlanması" istendi.

Mahkemenin acele hazırlanmasını istediği rapor, 7 ay sonra mahkemeye ulaştı. TÜBİTAK'a bağlı 3 bilirkişi tarafından hazırlanan 339 sayfalık raporda Odatv'ye ait 1 bilgisayar ile sanıklar Barış Pehlivan ve MüYesser Yıldız'a ait toplam 3 bilgisayar incelendi. Raporda mahkeme tarafından incelenmesi istenilen bilgisayarlarda yapılan inceleme sonucu virüs tespit edildiği belirtildi. Ancak TÜBİTAK, davaya konu olan belgelerin virüs yoluyla bilgisayarlara girdiğine dair bulguların tespit edilmediğini belirtti. Raporun, mahkeme heyeti tarafından incelemeye alındığı öğrenildi. (Cnnturk)

-TÜBİTAK heyeti sanıkların talebi üzerine değiştirilmişti-

Odatv davasına, 14 Eylül 2012 günü devam edilecek. TÜBİTAK sürecinde ilginç bir gelişme de yaşanmıştı. Mahkeme, avukatların itirazı üzerine virüslü olduğu iddia edilen belgeleri incelemek için TÜBİTAK'tan görevlendirilen bilirkişi heyeti üyelerinin değiştirilmesini istemişti. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, TÜBİTAK'a yazı yazarak rapor hazırlayacak heyetteki isimlerin kendilerine gönderilmesini istemişti. Geçtiğimiz duruşmalarda bilirkişilerin isimleri TÜBİTAK tarafından mahkemeye bildirilmişti. Ancak bu isimlere sanık avukatlarından Hüseyin Ersöz itiraz etmişti. Bilirkişiler arasında bulunan Yılmaz Çankaya, Erdem Alparslan, Burak Bayoğlu ve Tahsin Türköz'e itiraz eden avukat Ersöz, "Bu 4 isimle verdikleri raporlar nedeniyle davalık olduk. Bu nedenle onlara güvenmiyoruz. Bu isimlerin hazırlayacağı bir raporu, objektif ve tarafsız olmayacağı için kabul etmeyeceğiz." demişti. Bu itiraz üzerine mahkeme, yeni bir karar almış, TÜBİTAK'a tekrar yazı gönderen mahkeme heyeti, bilirkişi listesinin değiştirilmesini ve yeni 5 kişilik bilirkişi listesinin acilen gönderilmesini talep etmişti. Mahkeme heyetinin 5 kişilik listeden seçeceği 3 isim virüslü olduğu öne sürülen belgelerin incelenmesini yaparak rapor hazırlayacaktı. Bugün bu heyetin hazırladığı rapor mahkemeye sunulmuş oldu.

-Aslında TÜBİTAK raporuna gerek yoktu-

TÜBİTAK'ın tespiti, sanıkların, 'Belgeler virüsle dışarıdan birileri tarafından yüklenmiş. Bizim haberimiz yok' savunmalarını resmi olarak çökertmiş oldu. Araştırılan bilgisayarda virüslerin varlığının belirlenmesi belgeleri onların getirdiğini göstermez. Çünkü virüs bulunmayan hiçbir bilgisayar yoktur. Onlarca virüsten binlercesine kadar her bilgisayarda mutlaka virüs bulunur. Eğer bunların varlığı tek başına dışarıdan dosya getirmeye dayanak olursa hiçbir dijital veri mahkemelerde delil olarak kabul edilemez. Çünkü dediğimiz gibi her bilgisayarda mutlaka virüsler bulunur. Bu tartışılmaz bir bilgisayar gerçeğidir. Bu rapora bize göre aslında gerek yoktu. Sanıkların dikkatleri dağıtmak için ileri sürdükleri bu gerekçe aslında daha baştan sağlam gerekçelerle eleştirilmişti. Ancak hukuksal prosedür gereği bu raporun alınması gerekli olmuştu.

-Odatv virüsü Ergenekon davasını çökertmeye çalışıyor-

14 Şubat 2011 tarihinde Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz nezaretinde, OdaTV isimli internet sitesine baskın yapıldı. Buradaki bilgisayarlarda ele geçirilen 'Ulusal Medya 2010' isimli bir belge, Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy gibi davaların boşa çıkarılması, sulandırılması ve kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılması için neler yapılması gerektiğini işliyordu. Belgelerde bu davalara bakan hakim, savcı ve polis gibi kamu görevlilerine yönelik her türlü dezenformasyon faaliyetlerinin önemi vurgulanıyordu.

Ancak sanık avukatları, bu belgenin bir email ekinde gelen virüs yoluyla dışarıdan yüklendiğini iddia ettiler. Odatv sanıklarının avukatlarından Serkan Günel aramalarda bulunduğu belirtilen belgelere ilişkin şu bilgileri veriyordu:

“Odatv baskını sonrasında bir ilk olarak Emniyet ‘imaj’ları aldı. Harddiskler bize kaldı. Biz hep imajlar yerine harddiskler alındığı için bu bilgilerin Emniyet’te yüklendiğini söylüyorduk. Ancak süreç yine bildik yönde suçlamalarla ilerliyor. Net bilgiler bu hafta içinde gelecek. İlk tespitlerimiz bu bilgisayarlara truva atı, spam ya da virüs biçiminde bilgiler yerleştirildiği yönünde. Yine bulunduğu iddia edilen dijital belgeler var. Zaten bunun dışında bizce şüpheyi gerektirecek bir durum yok. Bu süreçte Savcı Zekeriya Öz en çok ‘Ulusal Medya 2010’ diye bir belge üzerinde durdu. Ancak kimin yazdığı bile belli olmayan bir belgeydi bu. Montaj odasında kullanılan bir bilgisayarda bulunmuş bu belge. Ancak dijital imzası yok. Oraya yüzlerce insan geliyor. Beş senedir kullanılan bir bilgisayar bu diye cevap verdi müvekkillerimiz."

Bu itiraz ile kamuoyunun kafası karıştırılmaya çalışıldı. Ergenekon davalarının tümünde aslında aynı savunma taktiği yürütülüyor. Sanıklar ve çevrelerine göre, kağıt belgeler, dijital belgeler ve hatta silahlar polis tarafından bulundukları yerlere yerleştirilmiş ve daha sonra bulunup kendi üzerlerine atılmıştı. Aynı gerekçe pes dedirten şekilde Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube zemin karoları altına gizlenmiş çuvallarca belge için dahi ileri sürüldü. Ergenekon sanıklarından Mustafa Dönmez ile Serdar Öztürk, sanıklar arasında bu tarz gerekçeleri en çok ileri süren, en ibret verici savunma sürecini sergileyen sanıklar oldular. Ancak tüm gerekçeleri duruşmalarda bir bir çöktü. Aramalara katılan askeri yetkililer dahi duruşmalarda bu iddiaları reddettiler. Defalarca yapılan kriminal laboratuar incelemeleri belgelerin orjinal ve ilgili kişinin el ürünü olduğunu doğruladı.

Benzer bir gayret ve savunma taktiği Odatv sanıkları tarafından da gösterilmeye çalışılıyor. Ancak bu TÜBİTAK raporu olmasa bile, olayın başından beri iki önemli gerekçe, virüs iddiasını zaten inandırıcı olmaktan çıkarıyordu.

İlki, 'Ulusal Medya 2010' belgesinde talimatı verilen örgütsel faaliyetler, Odatv'nin zaten sürekli yapmakta olduğu bir iş idi. O dokümanda geçen, Ergenekon ve benzer davaların hakimlerini itibarsızlaştırma faaliyetleri aslında Odatv'nin sürekli yaptığı iş. Özellikle 2009 yılı ramazan iftarına katılan hakim ve savcılarla ilgili haberi, bunlar arasında en fazla ses getireni oldu. Odatv'nin yayınları incelendiğinde o belgelerdeki talimatların nasıl uygulandığı, Odatv'nin Ergenekon savcı ve hakimlerini karalama amaçlı 'iftarı yemeği' haberinde çok iyi görüldü. Dolayısıyla odatv'nin zaten sürekli yapmakta olduğu faaliyetlere dair bilgisayarda bulunan bir belgenin virüs yoluyla başkaları tarafından komplo amacıyla yerleştirildiği savunmasının inandırıcılığı olmamıştı.

İkincisi ise, belge bir değil bir çok sanığın bilgisayarlarında da ele geçirilmişti. Odatv davasının en önemli delilleri arasında yer alan 'Ulusal Medya 2010' belgesinin sadece Oda TV'de değil, davanın sanıklarından Müyesser Uğur ve Barış Pehlivan'a ait 3 farklı bilgisayarda, 6 ayrı dosyada bulunduğu tespit edilmişti.

Dolayısıyla hakimlerin bu taktiklerle yanıltılması mümkün değil. Sadece kamuoyunun kafası karıştırılmaya çalışılıyor. Ancak tersi oluyor. Sanıklar delillere itiraz ettikçe o deliller tartışılıyor, araştırılıyor. Neticede sahte değil sağlam oldukları, aslında iddiaların kasıtlı ve kafa karıştırmaya yönelik olduğu görülüyor. Kamuoyu bu tartışmalar sayesinde davaya müdahil oluyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)




TÜBİTAK, Odatv davasında hazırladığı ikinci raporu da mahkemeye gönderdi. İlk raporda mahkeme heyetinin teknik olarak anlayamadığı bazı sorularına cevap niteliği taşıyan rapor, ilk raporda olduğu gibi yine sanıkları şok eden bir sonuca vardı. 3 uzmanın imzasını taşıyan 86 sayfalık ek raporda, 'İncelenen bilgisayarlarda belgelerin kullanıcılar tarafından açıldığı anlaşılmıştır. Uzaktan dosya göndermeye yarayan bazı programlara rastlanmışsa da dava konusu belgelerin bu programların bilgisayara geliş tarihinden daha önce de bilgisayarda var olduğu anlaşılmıştır' deniliyor. Odatv'ye düzenlenen baskında bir bilgisayarda ele geçirilen ve davanın en önemli delilleri arasında yer alan 'Ulusal Medya 2010' isimli belgede Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy gibi davaların boşa çıkarılması için neler yapılması gerektiği ifade ediliyordu.

12.11.2012 20:23 Odatv davasında ilk raporu net olmadığı için ek rapor istenilen TÜBİTAK, 86 sayfalık raporu mahkemeye sundu. Hatırlanacağı gibi, Odatv davasının sanıkları dosyadaki delil niteliğindeki dijital verilerin virüs yoluyla gönderildiğini iddia etmişti. Bunun üzerine davanın görüldüğü İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, TÜBİTAK’tan rapor istedi. Odatv’ye ait 1 bilgisayar ile sanıklar Barış Pehlivan ve Müesser Yıldız’a ait toplam 3 bilgisayarı inceleyen TÜBİTAK hazırladığı raporu mahkemeye gönderdi.

Ancak mahkeme TÜBİTAK’tan gelen raporun yeterli olmadığını belirterek, ya da teknik olarak bazı ayrıntıları anlayamadığını belirterek yeniden rapor hazırlamasına karar verdi. Mahkeme, TÜBİTAK'a konuyla ilgili 10 soru yönelterek, yargılama konusu belgelerin sanıkların bilgisayarlarına virüs yoluyla gönderilip gönderilmediğini daha net ifadelerle anlatan yeni bir rapor hazırlatılmasını istedi.

Yaklaşık 1 ay önce istenen rapor bugün mahkemeye ulaştı. 86 sayfalık rapor 3 kişiden oluşan bir bilirkişi heyetinin imzasını taşıyor. Mahkemeye gönderilen ek raporda yapılan inceleme sonucunda oluşan kanının açık bir dille ifade edildiği belirtildi.

-Soru-cevap şeklinde-

86 sayfalık rapor soru cevap şeklinde hazırlandı. TÜBİTAK öncelikli olarak mahkemenin kendisine gönderdiği 10 soruya cevap verdi.

Tübitak bilirkişilerinin hazırladığı 86 sayfalık ek raporu indirmek/okumak için tıklayın (pdf)

Tübitak bilirkişilerinin hazırladığı 339 sayfalık ilk raporu indirmek/okumak için tıklayın (pdf)

-Mahkemenin 1. sorusu -

Dosyaların anılan bilgisayarlarda kesin olarak oluşturulup oluşturulmadığı, değiştirilip değiştirilmediğinin tespitinin mümkün olup olmadığı? Kesin olarak tespitinin mümkün olmaması halinde bunun nedenlerinin yalın ve açıklayıcı bir şekilde belirtilmesinin istenmesi?

-"USB ile taşınmış"-

TÜBİTAK: Herhangi bir dosyanın bir bilgisayarlarda oluşturulup oluşturulmadığı, değiştirilip değiştirilmediğinin kesin tespiti mümkün değildir. Bunun sebebi bir dosyanın bir bilgisayarda oluşturulduğuna veya değiştirildiğine işaret eden dijital bulguların kesinlik ifade etmemesi ve bilgi sahibi bir kullanıcı tarafından değiştirilebilir olmasıdır.

İncelemelerde yazar alanında “soner", “Barış", “pc" ve “Your User Name", son değiştiren alanında ise “Sys" ofis kullanıcı isimlerinin geçtiği dokümanlara rastlanmıştır. “Sys" Delil 1(Oda tv bilgisayarı) bilgisayarındaki ofis kullanıcı ismidir. Bu şartları sağlayan dokümanlarda ofis üst verileri ve dosya sistemi üst verileri incelendiğinde, bu dokümanların yüksek ihtimalle Delil 1 bilgisayar kullanıcısı tarafından değiştirildiği kanaatine varılmıştır.

Dosyaların Delil 1 (Oda tv bilgisayarı) ve Delil 2 (Barış Pehlivan’ın bilgisayarı) bilgisayarlarına, bahse konu olan zararlı yazılımlar ile yüksek ihtimalle gönderilmediği de göz ününde bulundurulduğunda; yazar alanında ofis kullanıcı ismi “soner" olan dokümanların) yüksek ihtimalle “Soner Yalçın" isimli şahsa ait farklı bir bilgisayarda oluşturulduğu, yazar alanında “Barış" yazan dokümanların da yüksek ihtimalle “Barış Pehlivan" isimli şahsa ait farklı bir bilgisayarda oluşturulduğu ve daha sonra ilgili bilgisayarlara CD/DVD, USB tarzı veri depolama cihazları ile taşındığı değerlendirilmektedir.

-Mahkemenin 2. Sorusu-

İlk raporda belirtilen dosyaların anılan bilgisayarlarda ‘açıldığına dair bulguya rastlanılmadığı’ olgusunun yalın bir şekilde açıklanması, belgenin açıldığına dair izlerin nerede ve ne şekilde bulunacağının açıklanması, ‘bu tür bulguya rastlanmamış olmasının kullanıcı tarafından kesin olarak açılmadığı anlamına gelmeyeceği’ belirlemesinin yine yalın bir şekilde açıklanması, kesin olarak belirleme yapılamamasının nedenlerinin hangi olasılıklardan kaynaklandığının ayrıntılı bir şekilde belirtilmesi?

-"İzleri silmek için kullanılan ccleaner programına rastlanıldı"-

İzlerin bir kısmı geçici izlerdir (zaman geçtikçe bu izler silinip üzerlerine yeni açılan dokümanların izleri gelebilir). Aynı zamanda bu izler bilgili bir kullanıcı tarafından elle veya çeşitli yardımcı programlar vasıtasıyla (Ccleaner gibi) silinebilir.

Delil 2 (Barış Pehlivan’ın) bilgisayarında bu tür izleri silmek için kullanılan “Ccleaner" uygulamasına ait izlere rastlanmıştır. Araştırma sonucunda yukarıda bahsi geçen “Ccleaner" uygulamasıyla ilgili çeşitli izlere Delil 2 bilgisayarında rastlanılmıştır. Dava kapsamında incelenen Delil 2 bilgisayarında $LogFile sistem dosyasında, EK-1 dosyalarının birçoğunun ismi geçmesi, bununla birlikte dosya içeriklerine ve MFT kayıtlarına dair hiçbir izin bulunmamasının sebebi, dosyaların “Ccleaner" ile temizlenmiş olması olabilir.

-"İzlere rastlanılması açıldığına işaret"-

Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere dosyaların açılmasıyla alakalı izlere rastlanmamış olması, ilgili dokümanların açılmadığını kesin olarak göstermemektedir. Bu izlere rastlanılması ise kuvvetli bir ihtimalle bu dokümanların açıldığına işaret etmektedir. Ek olarak “Hanefi.doc" dosyasının oluşturma tarihi ile son erişim tarihleri arasında yaklaşık 6 ay, “Sn.Komutanım.doc" dokümanı için yaklaşık 5 ay, “toplantı.doc" dosyası için yaklaşık 8 ay fark bulunmaktadır. Bunun anlamı “Hanefi.doc" dosyasının en az 6 ay, "Sn.Komutanım.doc" dosyasının en az 5 ay ve "toplantı.doc" dosyasının en az 8 ay silinmeden önce ilgili bilgisayarda kullanıcının erişebileceği bir konumda bulunmuş olmasıdır.

-“Dosyalar zararlı yazılımlarla gönderilmedi, kullanıcılar dosyalarda değişiklik de yaptı"-

Delil 1 (oda tv) ve Delil 2 (barış pehlivan) bilgisayarlarına, dosyaların yüksek ihtimalle zararlı yazılımlar ile gönderilmediği göz önünde bulundurulduğunda, bu üç dosyanın yüksek ihtimalle kullanıcı bilgisi dâhilinde Delil 1 bilgisayarında bulunduğu ve erişim tarihlerindeki güncellemelerden ötürü bu dosyalar üzerinde kullanıcı tarafından bir işlem yapıldığı değerlendirilmektedir.

Aynı şekilde Cevap 8’de açıklandığı üzere, yüksek ihtimalle Delil 2 bilgisayarında değiştirilmiş olan “SY.doc" ve “prj_60.doc" dosyalarının, Delil 2 bilgisayar kullanıcısı tarafından yüksek ihtimalle açıldığı değerlendirilmektedir. Diğer dosyalar için ise bu tür bir yargıya varabilmek için yeterli veri mevcut değildir.

-3. soru-

Mahkemenin sorusu İlk raporda belirtilen dosyaların anılan bilgisayarlarda ‘zararlı bir yazılım tarafından gönderildiğine veya değiştirildiğine dair bir bulguya rastlanmamıştır' olgusunun yine yalın bir şekilde açıklanması? Yine raporda geçen ‘Dosyanın zararlı bir yazılım tarafından kesin olarak gönderilmemiş veya değiştirilmemiş olduğu anlamına gelmemektedir' ibaresinin yalın bir şekilde açıklanması?

-"Dosyaları oluşturma tarihi zararlı yazılımdan önce"-

Tübitak: "Bu inceleme sonucunda ilgili belgelerin zararlı yazılımlar vasıtasıyla gönderilip gönderilmediği hususuyla alakalı tespit edilen bulgular şu şekildedir:

1- İlgili bilgisayarlara hedefli olarak uzaktan yönetim özelliği bulunan zararlı yazılımlar gönderilmiştir.
2- Bu zararlı yazılımların ilgili bilgisayarlarda çalışmış olduğu tespit edilmiştir.
3- EK-3 tablolarında, davaya konu dosyalarla alakalı, delil bilgisayarlarında tespit edilen üst veri türleri gösterilmektedir. Bu tablolardan da anlaşılacağı üzere, dosyaların çoğunun dosya sistemi zaman üst verilerine ulaşılmıştır.
4- Erişilen bu dosya sistemi tarih üst verilerine göre, dosyaların oluşturulma zamanları, ilgili zararlı yazılımların gönderilme zamanlarından öncedir.

Sonuç olarak yukarıdaki bulgular doğrultusunda, Delil 1(oda tv) ve Delil 2(barış pehlivan) bilgisayarlarında EK-1 listesinde bulunan dokümanların yüksek ihtimalle bahse konu olan zararlı yazılımlarla bu bilgisayarlara gönderilmediği değerlendirilmektedir."

-4. soru-

Her üç bilgisayardaki Güvenlik önlemlerinin, uzaktan dosya gönderme özelliğine sahip zararlı yazılımların çalışmasını engelleyip engellemeyeceğinin ayrıntılı olarak açıklanması?

-"Mümkün değildir"-

Tübitak: "Uzaktan dosya gönderme özelliğine sahip bir zararlı yazılımın gönderdiği, resim, ofis dosyası, vb. gibi içerisinde herhangi bir zararlı kod parçası içermeyen dosyalar, bilgisayar üzerindeki antivirüs yazılımı tarafından tespit edilemez ve engellenemezler. Antivirüs yazılımının tespit edip, engellemesi ancak uzaktan gönderilen dosyalar içerisinde antivirüs yazılımı tarafından tanınan zararlı kodların olması durumunda mümkün olabilir. Bu sebeple herhangi bir zararlı yazılım parçası içermeyen EK-1 listesinde belirtilen dosyaların, anti-virüs yazılımları ile tespit edilmesi veya silinmesi mümkün değildir. Zararlı yazılımların gönderildiği tarihte, delil bilgisayarlarında o zamanki güvenlik ürünleri tarafından tespit edilebilmeleri ve engellenmeleri mümkün olmamıştır."

-5. soru-

Raporun 215. sayfasında belirtilen her 3 bilgisayarda da kurulu olduğu ve kullanıcı numaraları ile kullanıldığı belirtilen Teamviewer isimli uzaktan bağlantı ve yönetim programı ve özellikleri hakkında açıklamada bulununuz? Bu program aracılığıyla uzaktan erişim ile bilgisayara dosya gönderilebilir mi?

Tübitak: "Teamviewer uygulaması, uzaktaki başka bir bilgisayarı internet üzerinden yönetmeye yarayan bir araçtır. Odatv ve Barış Pehlivana ait bilgisayarlarda kurulu olan Teamviewer uygulamasında aynı parolanın kayıtlı olduğu görülmüştür. Bu sayede kullanıcıların birbirlerinin bilgisayarına aynı parola ile uzaktan bağlanabildikleri ve yönetebildikleri düşünülmektedir. Bu nedenle, davaya konu dosyaların ilgili hard disklere Teamviwer aracılığıyla gelmiş olması ihtimaller arasındadır."

TÜBİTAK, ayrıca sanıklar Hanefi Avcı ve Soner Yalçın'ın sorularına da yanıt verdi. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

TÜBİTAK'ın ikinci raporu

Odatv davasında TÜBİTAK'ın iki gün önce mahkemey ulaşan raporuna sanıklar yine itiraz etti. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak yazısında, raporu ve itirazları değerlendiriyor.

14.11.2012 12:26 Nazlı Ilıcak (Sabah): TÜBİTAK'ın ikinci raporu.. TÜBİTAK'ın ikinci raporu, Oda TV davasının görüldüğü 16. Ağır Ceza Mahkemesi'ne ulaştı. İlk TÜBİTAK raporunda bazı belirsizlikler mevcuttu. Meselâ, "Dosyanın kullanıcı tarafından açıldığına dair bulguya rastlanmamıştır. Bu tür bir bulgunun bulunmaması, dosyanın kesin olarak kullanıcı tarafından açılmadığı anlamına gelmez" ya da "Dosyanın virüs tarafından gönderildiğine veya değiştirildiğine dair bir bulguya rastlanmamıştır. Bu tür bir bulgunun bulunmamış olması, bu dosyanın zararlı bir yazılım tarafından kesin olarak gönderilmemiş ya da değiştirilmemiş olduğu anlamına gelmez" deniliyordu.

Aslında, TÜBİTAK, dijital verilerde bilimsel olarak kesin bir sonuca varılamayacağını anlatmak için yukarıdaki ifadeleri kullanmıştı. Sanık avukatları ise, "Kuşku sanığın lehine değerlendirilir" demek suretiyle, TÜBİTAK raporunun müvekkillerini akladığını iddia etmişlerdi.

Yeni raporda, ilkine göre daha belirgin tespitler yapılmakta. Özellikle, ilk rapordaki "Dosyaların zararlı bir yazılım (virüs) tarafından gönderildiğine dair bir bulguya rastlanmamıştır" ifadesini bertaraf edecek, kuşkuya yer bırakmayan kesin bir görüş ortaya konuluyor ve deniliyor ki: "Dosyaların çoğunun zaman üst verilerine ulaşılmıştır. Dosyaların oluşturma zamanı, zararlı yazılım (virüs) gönderilme tarihinden öncedir."

Bu ne demek? "Dosyalar, virüs tarafından gönderilmemiştir."

Yeni raporda eskisine göre daha açık bilgiler mevcut. Meselâ mahkeme, "Dosyaların açılmasıyla ilgili ize rastlanmaması, kesinlikle bu dosyaların açılmadığı anlamına gelmez" şeklindeki ifadenin izah edilmesini de istemişti. TÜBİTAK, açıklamayı şu şekilde yapıyor: "İzlerin bir kısmı geçicidir. Zaman ilerledikçe bu izler silinip, üzerine yeni açılan doküman izleri gelebilir. Aynı zamanda söz konusu izler, yardımcı bir programla da silinebilir. Barış Pehlivan'ın bilgisayarında bu tür izleri silmek için kullanılan Ccleaner uygulamasına rastlanmıştır."

Sanıklar, gelen dosyaların hiç açılmadan, geldiği gibi aynı anda silindiğini de ileri sürmüşlerdi. Bu konuda son TÜBİTAK raporunun görüşü farklı: "Hanefi.doc" dosyasının oluşturma tarihi ile son erişim tarihleri arasında 6 ay, "Sn.komutan. doc" dosyası için yaklaşık 5 ay, "toplantı. doc" dosyası için yaklaşık 8 ay fark bulunmaktadır. Bunun anlamı, "Hanefi. doc"un en az 6 ay, "Sn.komutanım. doc"un en az 5 ay ve "toplantı. doc"un en az 8 ay silinmeden önce ilgili bilgisayarda, kullanıcının erişebileceği bir konumda bulunmuş olmasıdır."

"Hanefi.doc" dosyasında, Hanefi Avcı'nın yazdığı "Haliç'te Yaşayan Simonlar... Dün Devlet, Bugün Cemaat" isimli kitabın müsveddesi bulunuyordu.

"Sn.komutanım.doc" dosyası, askeri bir toplantı sonrası alınan kararları ihtiva ediyordu (Temmuz 2010). Bu kararlar, Ergenekon ve Balyoz davalarının nasıl karartılarak manipüle edileceğine dair 3 ana bölüm halinde notlar içeriyordu. 1) Karartma, 2) İnkâr etme, 3) Sulandırma. Belgenin altında avukat Şule Erol'un ismi mevcuttu.

"Toplantı.doc" içeriğinde, "Hocayla toplantı" başlıklı bir yazı mevcuttu. Bu yazıda, Oda TV çalışanlarının ve yapılan toplantıların deşifre olmaması için ne gibi önlemler alınması gerektiği sıralanıyor, Oda TV'de yayınlanacak haberlerin nasıl hazırlanacağı belirtiliyordu. Nottan, talimatların Yalçın Küçük tarafından Oda TV'ye verildiği anlaşılıyordu. (Nazlı Ilıcak / Sabah)

TÜBİTAK raporu ve karşı görüşler

Sabah yazarı Nazlı Ilıcak bugünkü yazısında da, Odatv davasında TÜBİTAK'ın hazırladığı ek raporu ve itirazları değerlendiriyor.

15.11.2012 10:14 Nazlı Ilıcak (Sabah): TÜBİTAK raporu ve karşı görüşler.. TÜBİTAK'ın 2'nci raporu, yeni tartışmalara yol açtı. Bu raporda, Oda TV (Delil 1) ile Barış Pehlivan'ın (Delil 2) bilgisayarlarında çıkan ve iddianamede yer alan dosyaların (prj_60.doc ve SY.doc hariç) bu bilgisayarlarda oluşturulmadığı ve değiştirilmediği belirtiliyor. Ama bununla beraber, rapor söz konusu dosyaların zararlı yazılım aracılığıyla (virüsle) gönderilmediğini de yüksek ihtimal olarak kabul ediyor. Çünkü dosyaların çoğunun, zaman üst verilerine ulaşılmış ve bu üst verilere göre, dosyaların oluşturulma zamanının, zararlı yazılımların yani virüslerin gönderilme tarihinden önce olduğu tespit edilmiş. Raporda, konuya ilişkin şu ek bilgiler de veriliyor:

"Dosyaların zararlı yazılımla gönderilmiş olabilmesi için, tarih üst verilerinin değiştirilerek önceki bir tarihe alınmış olması gerekir. Oysa bu dosyalarda tarih üst verilerinin değiştirildiğine dair bir ize rastlanmamıştır. Herhangi bir iz bırakmadan tarih üst verilerinde değişiklik yapabilme olasılığı çok düşüktür. Sonuç olarak, Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarlarındaki dokümanların, yüksek ihtimalle virüs tarafından gönderilmediği değerlendirilmektedir."

TÜBİTAK raporu, "Bu dosyalar zararlı yazılımlar tarafından gönderilmediğine göre, yüksek ihtimalle, Soner Yalçın ya da Barış Pehlivan tarafından farklı bir bilgisayarda oluşturulup, CD, DVD, USB tarzı veri depolama cihazı ile Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarlarına taşınmıştır" sonucuna varıyor. "Dosyaların Delil 1 ya da Delil 2 bilgisayarlarında açılıp açılmadığına dair bulguya rastlanmaması, bu izlerin geçici olmasından, zamanla silinip üzerlerine yeni açılan dokümanların izlerinin gelmesinden kaynaklandığı gibi, izler bilgili bir kullanıcı tarafından Ccleaner tarzında bir yardımcı program kullanılarak da silinebilir" görüşü raporda yer alıyor.

Özetle rapora göre,
1) Dosyalar (prj_60.doc ve SY.doc hariç), Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarlarında oluşturulmamıştır ve değiştirilmemiştir.
2) Bu dosyalar, virüs tarafından gönderilmemiştir. Çünkü tarihleri, virüsün bilgisayarlara ulaştığı tarihten eskidir.
3) Soner Yalçın ve Barış Pehlivan tarafından başka bilgisayarlarda hazırlanıp, Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarlarına gönderilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
4) Dosyalar, Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarlarında açılmış olabilir. İz bulunmaması, açılmamış olduğunu göstermez.

Soner Yalçın'ın mektubunu aldım; avukatlarının görüşlerini de öğrendim. Yalçın, bir dosyada zararlı yazılım bulunduğuna göre, zaman üst verisinin de virüs ile değiştirilmiş olacağının kabul edilmesi gerektiğini savunuyor. Avukatı ise, uluslararası doktrinde, bir bilgisayarda virüs bulunursa, artık o bilgisayarın başkalarınca ele geçirildiğinin kabul edildiğini, dijital verilerin delil niteliğini kaybettiğini belirtiyor.

Gelelim "prj_60.doc" ve "SY.doc"a. TÜBİTAK'ın raporu, "Bu iki dosyanın Delil 2 bilgisayarında işlem gördüğü (değiştirilmiş olduğu), yüksek bir ihtimal olarak logfile kayıtlarından anlaşılmaktadır" diyor. Bununla beraber SY.doc dosyasının Soner Yalçın isimli şahıs tarafından bir başka bilgisayarda, prj_60.doc dosyasının da Barış Pehlivan adlı şahıs tarafından bir başka bilgisayarda oluşturma ihtimalini yüksek görüyor. Tıpkı diğer dosyalar gibi, bu 2 dosyanın da, daha sonradan Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarlarına aktarılmış olabileceğini belirtiyor.

Soner Yalçın'ın avukatları, "TÜBİTAK raporuna göre, sadece adı geçen bu iki dosyayla ilgili sorumluluğumuz kaldı. Diğerlerinin Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarlarında oluşturulup değiştirilmediği ortaya çıktı" görüşünde.

Benim değerlendirmem farklı. Yukarıda yazdıklarıma bakarak, raporun ne demek istediğini, avukatların düşüncesinin doğru olup olmadığını siz de değerlendirebilirsiniz. Ama tabii ki kararı mahkeme verecek.

Yarın, Delil 2 bilgisayarında işlem gören prj_60.doc ve SY.doc isimli dokümanlarda neler olduğunu yazacağım. Tabii, Oda TV sanıkları, o belgelerin de virüsle geldiğini belirtiyor. Bunu da hemen ilave edeyim. (Nazlı Ilıcak / Sabah)

Gazetecilik faaliyeti mi, eylem planı mı?..

Sabah yazarı Nazlı Ilıcak, Odatv davasında TÜBİTAK'ın hazırladığı ek raporu ve itirazları değerlendirmeye üçüncü günde de devam ediyor.

16.11.2012 10:14 Nazlı Ilıcak (Sabah): Gazetecilik faaliyeti mi, eylem planı mı?.. Konu bilgisayarlar ve dijital veriler olduğu için, kafalar kolayca karışıyor. Modern çağın icabı, Balyoz'da, Ergenekon'da, Oda TV ve benzeri davalarda, delillerin çoğu ya bilgisayarlarda silinmiş olarak ele geçirildi, ya Gölcük'te örneğini gördüğümüz gibi, hard diskte yer aldı; İrtica ile Mücadele Eylem Planı bir avukatın ofisinde bulundu; Balyoz belgeleri gene bilgisayar çıktısı olarak bir gazeteciye teslim edildi. Hal böyle olunca, sanıklar, "Bunlar bize ait değil; düzmece. Fethullahçı polisler tarafından yerleştirildi; imal edildi; onlar tarafından virüsle bilgisayarlarımıza gönderildi" diyebiliyorlar. Tek bir davada bu gibi iddialar seslendirilse, "Kabul edilebilir" bulacaksınız ama birbiriyle hiç irtibatı olmayan kişilerde ya da mekânlarda ele geçen bütün deliller hakkında aynı gerekçe ortaya atılınca, inandırıcılık da kalmıyor. İzlenecek yol, belgeleri teker teker okumak, hâkim ya da savcı kılığına bürünmeden vicdani kanaatine göre bir değerlendirme yapmak olmalı. Böyle davrandığınız takdirde, meselâ, Oda TV sanıklarının gazeteci kimlikleri dolayısıyla yargılanmadıklarını, haklarındaki iddianın Ergenekon ile muhtemel ilişkilerine isnat ettiğini kolayca kavrayabilirsiniz.

TÜBİTAK, Oda TV bilgisayarından çıkan 35 dokümanı inceledi. Bunların hiçbirinin virüsle gönderilmediği sonucuna vardı. Ayrıca 2'sinin (prj_60.doc ve SY.doc), Barış Pehlivan'ın bilgisayarında değiştirildiğini, yani işlem gördüğünü tespit etti. Dolayısıyla sanıkların "Dokümanı hiç görmedik" savı da, en azından prj_60.doc ve SY.doc açısından çürütüldü.

Pehlivan'ın bilgisayarında değiştirilen prj_60.doc ve SY.doc'ta neler yazıyordu, ona bakalım:

"prj_60.doc": "Yalçın hoca ile görüşüldü. Gençlik hareketleri ile ilgili denenmiş alternatifler konusundaki hazırlıklar anlatıldı. Hoca önerilerini anlattı kısaca not aldık. Sokaklar çok önemli. Gençliğin özellikle üniversite gençliğinin sokağa inmesi lâzım. Kemalist devrim ruhunun canlanması için birilerinin ayağa kalkması gerek. Sivil görünüm şart. Kesinlikle açık verilmemeli. Kitleyi yönlendirecek çocuklar iyi belirlenmeli. İlk dalga çok önemli. Fitil ateşlensin yeter. Referandum öncesi denendi ama çok ses getirmedi. Güçlü bir medya desteği gerekli. Bağcılar'a gidilip anlatılmalı. Onlar el atarlarsa mutlaka ses getirir. Gençlik hareketleri iktidar karşıtı gösterilere dönüşmeli. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin genel bir talimat vermemesi doğru. En güvenilir çocuklar derneklerin politikası değilmiş izlenimi vererek sokağı organize edebilirler. Türkiye Gençlik Birliği (TGB, İşçi Partisi'nin gençlik teşkilatı. NI) olaylara katılmasın. Katılırsa olayları Ergenekon organize ediyor diyecekler. Bu algı oluşmamalı... Polis şiddet kullanmaya zorlanmalı, tahrik edilmeli. YARSAV iki ayrı katmanda ele alınmalı; temasta olduğumuz yargı mensuplarının yer aldığı profesyonel yapı ve karşı devrimle mücadelede kullanılan yönetim kademeleri olarak. Yönetim kademelerinin TGB ile temasları bu anlamda önem kazanıyor. Yönetim kademeleri ile TGB'nin koordinesi aksamamalı."

"SY.doc": (1) "Pınar ve Dani Rodrik ile güçlü iletişim. Çetin Paşa'nın Oda TV'ye emeği büyük, sınırsız destek. Çiçek, Genelkurmay bana sahip çıkmıyor, konuşacam diyormuş. Doğan abi üzerinden iletildi, kızı ile görüş." (2) "Yalçın hocanın Haberal ile irtibatı teknik sebeplerle aksıyor, çözüm? Avukat üzerinden görüş. Telefon, mail yok. Yandaş medyanın önemli önemsiz her konuyu Ergenekon'a bağlaması dalgaya alınsın, kara mizah yapılacak. Oray'la AKP ve Cemaat hakkında yazacağı yazılar hakkında görüş. İstenen kıvama gelse de yine de dikkat."

Bilgisayarlarda ele geçirilen diğer 33 dokümanın bazılarında da, yukarıdakilere benzer eylem planları var. Bunları, gazetecilik faaliyeti içinde nasıl değerlendirebilirsiniz? Tabii belgelerin sahte olduğu ispat edilebilirse, dava beraatle neticelenir. Ama maalesef TÜBİTAK raporu virüs iddiasını kabul etmedi. (Nazlı Ilıcak / Sabah)




Aytaç YalmanYargıtay: Dijital veriler delildir
Yargıtay'dan emsal karar: Dijital veri delildir.. Balyoz davasına da bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, DHKP-C davasında sanık Hüseyin Edemir’de ele geçirilen disketlerdeki bilgilerle verdiği 6 yıl hapis cezası Yargıtay tarafından onandı. Bu durum, Balyoz ve diğer davalardaki sanıkların dijital verilerin delil olamayacağına ilişkin itirazını da çökertmiş oldu. Karar, benzer davalara emsal olacak.

02.11.2012 09:46 Balyoz, Ergenekon ve Odatv davalarını yakından ilgilendiren bir gelişme yaşandı.. Balyoz davasına da bakmış olan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin DHKP-C davasında dijital verilerden yola çıkarak verdiği mahkûmiyet kararı, Yargıtay tarafından onandı.

-Mahkeme: Artık bilgisayarla ilişkisi olmayan çok az suç kaldı-

Sanık Hüseyin Edemir, ofisinde ele geçirilen disketlerde yer alan bilgilere dayanılarak 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme kararında, “Günümüzde bilgisayar verileriyle ilişkisi olmayan çok az suç kalmıştır. Suç işleyen kişilerin ya da suç örgütlerinin bu teknolojiden faydalanmayacağını düşünmek imkânsızdır.” ifadelerine yer vermişti.

Balyoz davasına da bakan mahkeme, dijital delillerin örgütsel suçların aydınlatılmasında kullanılabileceğine dikkat çekti. Balyoz davası sanıkları ve avukatları ise dijital verilerin delil olamayacağı yönünde itirazda bulunmuştu.

2001 yılında bir ihbar üzerine terör örgütü DHKP-C ile ilişkili ‘Ülkemizde Gençlik’ isimli derginin ofisinde arama yapıldı. Aramada 10 disket, 2 hard disk ve 2 bilgisayara el konuldu. Söz konusu deliller üzerinde yapılan incelemede 7 numaralı diskette sanık Hüseyin Edemir’le ilgili suç konusu dosya tespit edildi. Emniyet Müdürlüğü’nden gelen bir yazıda da sanık Edemir’in bu aramada ele geçirilen doküman dışında bir eylemden aranmadığı belirtildi.

Edemir’in suçlanmasında delil olarak kabul edilen ikinci belge ise 2006 yılında Hollanda ve Belçika makamlarından gönderilen DHKP-C örgüt arşivlerinde tespit edildi. Örgütün arşivinde sanık Edemir’in ismi 7 adet dijital belgede yer alıyordu.

1 Şubat 2010 tarihinde tutuklanan Edemir, görülen dava sonucu 23 Haziran 2011’de 6 yıl hapse mahkum oldu. Sanık ve duruşma savcısının kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi 10 Eylül 2012 tarihinde itirazları reddederek kararı onadı.

BALYOZ DAVASINA DA DAYANAK OLMUŞTU

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dijital delillere dayanarak verdiği ve Yargıtay’ın da onadığı bu mahkumiyet kararı birçok önemli davaya da emsal olacak. Dijital veri tartışmasının yürütüldüğü Balyoz darbe planı davası bu davaların en önemlilerinden biri. Balyoz sanıkları ve avukatları da dijital verilerin karara dayanak olamayacağı üzerinden savunma yapmıştı. Aynı mahkeme Balyoz sanıkları hakkında da mahkumiyet kararı vermişti. Benzer şekilde Ergenekon, Poyrazköy, Askeri Casusluk ve Fuhuş davaları ile Odatv davalarında da dijital veriler üzerinden tartışmalar yürütülmekte. Yargıtay’ın onama kararı, bu davalara da emsal teşkil edecek.

-Can Dündar'dan adalet ayıbı: Dijital veriler delil olamaz!-

Milliyet Gazetesi köşe yazarı Can Dündar, 9 Mart 2011 tarihli yazısını sanık Hüseyin Edemir’e ayırmıştı. Dündar yazısında, “Hukuksuzluğun yeni bir kanıtından söz edeceğim bugün.” diyerek sanık Hüseyin Edemir’in kendisine gönderdiği mektubu yayımlamıştı. Edemir’in bir bilgisayar disketinde adı çıktığı için tutuklandığını belirten Dündar, avukatların dijital verilerin delil olamayacağı iddialarına yer vermişti. Kararı veren mahkemeyi de hedef alan Dündar, “Hâkim kim? Balyoz davasının hakimi.” ifadelerine yer vermiş ve davayı ‘bir adalet ayıbı’ olarak nitelendirmişti. (Zaman)




Odatv ve Avcı'dan teknik açıklamalar
Sabah yazarı Nazlı Ilıcak, Odatv sanıklarından Hanefi Avcı'nın dava delilleriyle ilgili gönderdiği mektubundaki bazı eleştirilerini aktarıyor.

27.12.2012 12:44 Nazlı Ilıcak (Sabah): Oda TV ve Avcı'dan teknik açıklamalar.. Bugün Oda TV'nin duruşması var. Hanefi Avcı teknik konularla ilgili önemli açıklamalarda bulunacak. Bir özetini bana da ulaştırdı. Malum, Oda TV, Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız'a ait bilgisayarlarda Oda TV'cileri suçlayan bazı dijital belgelere ulaşıldı. 35 doküman söz konusu. Yıldız'a ait bilgisayarda ise, bu 35 dokümanın sadece 4'ü çıktı. Oda TV bilgisayarına Delil 1, Barış Pehlivan'ınkine Delil 2, Müyesser Yıldız'a ait olana ise Delil 3 deni- liyor. TÜBİTAK söz konusu bilgisayarlara virüs gönderildiğini tespit etti. Buna mukabil, Delil 1 ve Delil 2 bilgisayarında yer alan 35 dokümanın tarihlerinin, virüsün bilgisayara ulaştığı tarihten daha eski olduğu hususundan hareketle, dijital verilerin virüs tarafından yollanmadığı kanaatine vardı. Aynı rapor, Müyesser Yıldız için daha farklı bir değerlendirme yapıyor. Yıldız'ın bilgisayarındaki zaman anormalliklerini, (belge üst verileriyle dosya sistemi üst verileri arasındaki uyumsuzluğu) dosyaların virüs tarafından gönderilmiş olabileceğinin bir işareti sayıyor. Delil 1 ve Delil 2'de belge üst verileriyle, dosya sistemi verileri arasında bir uyumsuzluk bulunmadığından, TÜBİTAK, bu 2 bilgisayarda dosyaların virüsle yollandığı savını daha düşük bir ihtimal olarak görüyor.

Genel tabloyu bu şekilde özetledikten sonra sözü Hanefi Avcı'ya bırakıyorum:

- TÜBİTAK, dosyaların söz konusu bilgisayarlarda oluşturulmadığını, 2 dosya hariç değiştiril- mediğini ve açıldığına dair bir ize rastlanmadığını belirtiyor.
- Bilgisayarlarda tespit edilen virüs trojan, uzaktan dosya gönderme ve bilgisayarı kumanda etme imkânı veren bir virüs.
- Delil 1 ve Delil 2'de, TÜBİTAK, 4 başarısız virüs saldırısı tesbit ediyor. Torkojanrat isimli Truva atı işlemeyince, Bandookrat isimli yeni bir virüs gönderiliyor. 5'inci saldırı 5 Şubat 2011, 7'nci saldırı 6 Şubat 2011'de gerçekleşiyor ve bu tarihten sonra artık saldırıya uğrayan bilgisayarlar virüsün denetimine geçiyor.
- Müyesser Yıldız'ın (Delil 3) bilgisayarına 14 Şubat 2011'de saat 07.30'da 4 dosya (Hanefi. doc, S.Y.doc, Yalçın Hoca.doc ve Ulusal medya.doc) virüsle yükleniyor. Ancak aynı gün, saat 18.36'da bu dosyaların oluşturma, değiştirme ve erişim zamanına müdahale edilerek, tarih 2010'a geriletiliyor.
- 14 Şubat'ta Oda TV operasyonu başladı. Soner Yalçın ve diğer çalışanların evlerine baskın yapılıp, hepsi gözaltına alındı. Yani bu tarihte Yalçın ve Oda TV çalışanları dosyaları Müyesser Yıldız'ın bilgisayarına virüsle gönderme imkânına sahip değil.
- Yıldız, 18 gün sonra, 3 Mart 2011'de gözaltına alındı. Suç delili dosyalardan haberdar olsaydı, herhalde onları yok etmeye çalışırdı.
- Burada cevaplandırılması gereken sorular var. Dosyaları, Müyesser Yıldız'a, virüsle, Oda TV çalışanları göndermediyse kim gönderdi? Müyesser'e dosyalar zararlı yazılımla gelmişse, Delil 1 ve Delil 2'ye de aynı şekilde gönderildiği sonucuna varmak, mantıklı ve makul bir değerlendirme değil mi?
- 35 dokümanın Delil 1 ve Delil 2'de oluşturulmadığı, muhtemelen Soner Yalçın ve Barış Pehlivan'ın bir başka bilgisayarında oluşturulup, aktarıldığı ileri sürülüyor. Oysa söz konusu kişilerin bütün bilgisayarlarına el konuldu; onlarda benzer dosyalara rastlanmadı.

Son bir not daha; o da benim bir hatırlatmam: Avrupa Konseyi Siber Suçlarla Mücadele Sözleşmesi'ni Türkiye 2 yıl önce imzaladı; Meclis onaylamadı. Buna göre, dijital veriler tek başına delil olarak kabul edilmeyecek. Oda TV iddianamesi dijital verilere dayandığı için, davanın düşebileceği ileri sürülüyor.
(Nazlı Ilıcak / Sabah)




Paralel Yapı, delillerin içine etti!
Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalardaki delil tartışmaları sitemizin en önemli bölümleri arasında yer aldı. Bu konudaki tartışmaları somut örneklerle birbiri ardınca ilgili bölümlerde sıralamaya çalıştık. Bilgiler giderek kabardı. Ancak 2013 sonunda başlayan 'Paralel Devlet Yapılanması' tartışmaları, bu tartışma sürecinde ortaya çıkan ve halen de artarak çıkmaya devam eden 'delil sahteciliği' bulguları bu kabarıklığı 'adeta' söndürdü. Darbelerle, Kontrgerilla ile hesaplaşıyoruz derken bir de bakmışız 'Paralel Örgüt' dibimizde duruyormuş!..

05.12.2015 09:21 Ergenekon, Balyoz, Odatv ve benzeri davalarda deliller üzerinde sık sık tartışma yaşanması ve sahtecilik iddialarının gündeme gelmesi üzerine sitemize 3 yıl önce ilgili bölümleri ekleme gereği duymuştuk. Bu konudaki tartışmaları somut örneklerle birbiri ardınca ilgili bölümlerde sıralamaya çalıştık. Bilgiler giderek 'kabardı'. Ancak 2013 sonunda başlayan 'Paralel Devlet Yapılanması' tartışmaları sürecinde iddianamelere 'Fetullah Gülen Terör Örgütü' şeklinde geçmeye başlayan yapılanmanın varlığının tartışılmaz kanıtlarla ortaya çıkması, bu örgütün 'delil sahteciliği' yaptığına yönelik somut deliller, bu kabarıklığı 'söndürdü'. Süreç tersine döndü. "PYÖ/PYS" (Paralel Yapıdan Önce/Paralel Yapıdan Sonra) şeklindeki yeni kavram literatürümüze girmiş oldu.

2013 sonunda başlayan 'Paralel Yapı' tartışmaları 2015'in sonuna yaklaştığımız şu günlerde hız kesmedi. Türkiye'de inanılmaz gibi görünen olaylar yaşanıyor. Darbelerle, Derin Devlet Yapılanması ile, Kontrgerilla ile hesaplaşıyoruz derken bir de bakmışız bir başka derin yapı dibimizde duruyormuş!..

AVCI ÖRGÜTÜ HALİÇ'TE AVLADI

Aslında bu örgüte dair ilk tartışma 2013'ün sonundaki "17 Aralık Yolsuzluk Soruşturması" kumpası ile başlamış değil. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, 'Haliç'te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat' isimli yeni kitabında yayınladığı bilgilerle ilk kez 20 Ağustos 2010 tarihinde tartışmayı başlattı. Ancak iddiaları o kadar şok ediciydi ki inanmak zor geldi.

Avcı'nın, 90'lı yılların sonunda emniyet istihbarat görevinde iken 28 Şubat darbecilerinin deşifre edilmesinde ve Susurluk kazasının altında devlet içi çetelerin kavgası olduğuna dair Meclis komisyonuna verdiği bilgiler, onun, darbecilerin sevmediği kamuoyunda ise saygı duyulan bir isim olmasını sağlamıştı. İşte böyle bir ismin şimdi Ergenekon ve benzeri darbe davalarında 'birdenbire' çok aykırı şeyler söylemeye başlaması kamuoyunda şaşkınlığa neden oldu. Saygınlığı ve geçmişte yaptıkları olmasa ciddiye alınmayacak 'absürd' iddialar üzerinde 'olabilir mi?' tereddütü doğdu. Herkes ilk anda bu şaşkınlığı yaşadı. "Neler oluyor böyle?" soruları soruldu.

SAĞCI POLİS MÜDÜRÜ SOLCU DAVADA SANIK OLDU

Ancak ilerleyen günlerde yeni gelişmeler geldi. Avcı, sol tabanlı "Devrimci Karargah" örgütü (DKÖ) isimli, o günlerde sık gündeme gelen Ergenekon bağlantılı bir terör örgütü soruşturmasında gözaltına alınıp tutuklandı. Ve Avcı'nın, kitabındaki bilgileri de işte bu nedenle, yani gözaltına alınmadan önce kendini masum, kendisini soruşturanları ise suçlu gösterip itibarsızlaştırmak için yaptığı dile getirilmeye başladı.

Bu görüş giderek ağırlık kazandı. Çünkü Avcı'nın suçluluğunu gösteren deliller ortaya çıktı. Bu terör örgütü ile bağlantısını, örgüt üyelerine polis takibinden kurtulma teknikleri öğrettiğini, yurtdışına kaçın uyarısı yaptığını gösteren delillerdi bunlar.

Avcı'nın ofisinde yapılan aramalarda çok sayıda ses kaydı, sahte kimlik-ehliyet-pasaport ve bir de kaleşnikof silah bulundu. Yurtdışına kaçmaya hazırlandığı iddia edildi. Ancak onun gibi tecrübeli bir istihbaratçının eğer kaçasaksa neden bu sahte belgeleri, kaleşnikofu ve ses kayıtlarını acemi biri gibi kolayca ele geçirilebilecek yerlerde bıraktığı sorusu da kafaları karıştırdı. Bu kafa karışıklığına dair kaleme aldığımız satırlar halen ilgili haberlerde durmaya devam etmektedir.

ACAYİP ŞEYLER OLUYOR

Avcı'nın suçlu olduğu kanaati kamuoyunda giderek pekişti. Hakkında peşpeşe terör davaları açıldı. Ülkücü yani "sağ görüşlü" dedikleri bir emniyet görevlisiyle aynı davada yargılanmayı kabul etmeyen "sol görüşlü" Devrimci Karargah örgütü (DKÖ) sanıkları duruşmaları terkettiler. Durumu protesto ettiler. Yani böyle ilginç olaylar da yaşandı.

Evet, görüldüğü gibi gerçekten de Türkiye'de ilginç olaylar yaşandı. Yaşanıyor. DKÖ sanıklarının yaşadığı şaşkınlığı kamuoyunun bir çok kesimi de yaşamaya başladı. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Acayip şeyler oluyor. Türkiye gibi bir ülkede yaşamak demek, başka hiç bir ülkede olmadığı kadar çok renkli ve acayipliklerle hayat boyu yaşamak demek.

BU DEMEK ŞU DEMEK DEĞİL

Ama bu demek, "Ergenekon, Balyoz ve bağlantılı darbe davaları çöktü" demek değil. Yani delillerin tümü sahte değil. Örneğin TSK'nın kabul ettiği bazı belgeler ile Balyoz sanıklarının saatlerce uzunluktaki ses kayıtları.. Bu ses kayıtlarını sanıklar da kabul ediyor, ancak onları ve belgeleri tevil etmeye çalışıyorlar. Oysa o kayıtlarda suç içeren konuşmalar var. Sıkıyönetime geçildiğinde "gözaltına" alınacak devlet görevlileri gibi. Bu sözlerin yasal olmadığını TSK yetkilileri dahi kabul etti. Ve Yargıtay da, Balyoz sanıklarının çoğu için yeniden yargılamada verilen beraat kararlarını onarken, sürpriz şekilde Çetin Doğan'la birlikte 7 sanığın dosyasını ayırdı. Çünkü aleyhlerindeki darbe oluşumunu gösteren deliller çok açık.

Balyoz'daki 7 sanık olayı belki de tek istisna.. En azından şimdilik. Çünkü bir çok dava paralel örgüt öne çıkarılarak örtbasa götürülüyor. "Albay Temizöz Faili Meçhuller" davası bu karışıklıkta beraatle sonuçlandı. Katledilenlerin yakınlarının umudu şimdi Yargıtay. Bir başka örnek Ergenekon davası. Yeniden yargılamada Ergenekon sanıkları beraat etti. Bu en büyük dava da Yargıtay'da temyiz aşamasında.

Bir başka çarpıcı örnek Malatya Zirve Yayınevi Katliamı davası.. Birçok davada olduğu gibi Zirve davasındaki sanıklar da 'akrabalarının' yetkililere ulaştırdığı harddiskten çıkan onca somut delillere, ses kayıtlarına ve diğer 'çok miktardaki' delillere rağmen 'paralel örgüt' tarafından suçlu gösterildiklerini iddia etmeye başladılar. Davanın gidişi öyle bir tuhaf hal aldı ki, olan kitabevinde vahşice öldürülen 3 kişiye olmuş oldu.

GEMİYİ EN SON KAPTAN TERKEDERMİŞ AMA..

Paralel yapı tartışmalarının ortaya çıkardığı yalın gerçek, delillerin arasına sahtelerinin yerleştirilmiş olduğudur. Bu bir gerçek. Bu kanaati güçlendiren deliller her geçen gün çoğalıyor. Süreç zincirleme şekilde gelişmeye, paralel örgütün deşifresi giderek ivme kazanmaya başladı. Öyle ki, Ergenekon, Balyoz ve bağlantılı davalarda deliller hakkında mahkemelere 'deliller doğru ve geçerlidir' diye görüş bildirmiş olan TÜBİTAK bilirkişileri ve hata hatta, o davaları açan savcılar dahi yurtdışına kaçmaya başladı. Bu kaçışlar öylesine önemli ve sembolik ki, tek başına kumpas şüphesini ispatlamaya yeterli olduğu da söyleniyor.

SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK!

Paralel medya, örgütle ilgili hemen herşeye bir açıklama getirmeye ve savunma yapmaya çabalarken konu savcıların kaçışına gelince nedense sessizliğe bürünüyor. Oysa savcıların -ve tabi diğer tüm kritik isimlerin- kaçışı o kesimin diğer tüm savunmalarını çökertiyor. Bunun farkında değiller.

Ancak susmaya daha fazla tahammül edemeyenler de çıkmaya başladı. Ve tabi hemen o kesimce linç edilmeye maruz kaldılar.. Paralel medyadan bazı kalemler o kadar bunalmış olmalı ki, doğrudan Fetullah Gülen'e "Gel artık, yargılan. Senin yüzünden başkaları bedel ödüyor" demeye başladı.

Ergenekon soruşturmaları döneminde yapılmayan bir şey şimdi yapılıyor. Delillerin tartışmasız olmasına dikkat ediliyor. Zanlılar öylesine gözaltına alınmıyor. Zira, hedefteki örgüt, paralel örgüt.. Yargıya bir dönem hakim olan, hukuku en ince detaylarına kadar bilen -ama bunu uygulamamış olan- bir yargı yapılanmasına sahip. Delilllerle araları çok iyi.. Sahtelerinin nasıl hazırlandığını, suç mahalline nasıl yerleştirildiğini, delil konusundaki tüm açıkları bildikleri için yetkililer bu örgüte karşı dikkatli hamleler yapmaya çalışıyor. Delillerin tartışmaya yol açmayacak açıklıkta olması gerekiyor. Paralel örgüt en ufak bir açığı bile affetmiyor, istismar etmeye çalışıyor.

Evet Hanefi Avcı'nın paralel yapılanmayı ilk kez gündeme getirmesinden yola çıkıp paralel örgütün açıkları affetmediğine geldik. Laf lafı açıyor. Aslında paralel yapıyı da ilk kez Hanefi Avcı gündeme getirmiş değil. İlk kez bir akademisyen, Doç.Dr. Necip Hablemitoğlu 90'lı yılların sonunda bu yapıya dikkat çekmiş. Adeta avaz avaz bağırmış.. O dönemde açılan ve Fetullah Gülen'in yurtdışına kaçmasına da yol açan davada Hablemitoğlu'nun araştırmaları delil olmuş. Bir suikast ile de 2002'de öldürülmüş. Ama bunlara girersek konu uzar da uzar. Hablemitoğlu ve paralel yapıyla ilgili geniş bilgileri 'gruplandırılmış' haberlerimizde bulabilirsiniz.

DELİLLERİN İÇİNE ETTİLER

Çok şeyler söylenebilir bu konuda. Son söz olarak, Ergenekon, Balyoz ve diğer davalardaki delillerin üzerine en hafif tabirle "leke" düşmüştür. Bir bardak sütün içine düşen bir damla pislik nasıl o sütten soğutursa insanı, paralel örgüt de bu etkiye yol açmıştır. Geriye ise Zirve'de ya da şurda burda vahşice katledilmiş "yerdeki" masum kurbanlar kaldı. O kurbanların yakınlarının laneti ise "yerde" kalmayacak. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)



BU SAYFAYLA BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:

Bu bölümde bu haberle ilgili olabilecek linkler verilmiştir. Ses kayıtlarında sıklıkla görüldüğü gibi, geçerliliğini kaybetmiş yani ölü hale gelmiş linkler varsa bildirmeniz halinde güncellenmeye, yenileri bulunmaya çalışılacaktır.

Balyoz ve Ergenekon davalarında yaşanan delil tartışmaları sayfasına ulaşmak için tıklayın

Tübitak bilirkişilerinin hazırladığı 86 sayfalık ek raporu indirmek/okumak için tıklayın (pdf)
Tübitak bilirkişilerinin hazırladığı 339 sayfalık ilk raporu indirmek/okumak için tıklayın (pdf)
Karanlık Oda'nın virüs iddiası çöktü | Belgeleri kaydeden virüs tespit edildi
Odatv'ye TÜBİTAK şoku | Bilirkişi: Oda'ya söyledim, böyle rapor olmaz
OdaTV tahliyesine virüs reddi | Odatv virüs tahliyesi istedi
Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon'u bozmak | Ergenekon medyası 'karanlık oda'da yapılandırıldı
Sabah Akşam 'Karanlık Oda'yı aydınlattı | Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap
ODATV İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Odatv ile ilgili manşetlerimiz | Odatv davası duruşmaları
Kontrgerilla Medyası | Ergenekon davasını engelleme girişimleri
FLAŞ!!! Ergenekon operasyonu: 11 gözaltı | FLAŞ!!! Odatv'ye Ergenekon baskını: 4 gözaltı
ERGENEKON VE BALYOZ DAVALARINDA DELİL TARTIŞMALARI

Paralel yapı-Çeşitli davalardaki kumpaslar manşetlerimiz
Paralel yapı-TÜBİTAK'taki uzantıları manşetlerimiz
Paralel yapı-TİB'deki uzantıları manşetlerimiz
Paralel yapı mensuplarından gelen itiraflar manşetlerimiz
Paralel yapıya dair deliller manşetlerimiz
Paralel yapı-Deşifreyi ve soruşturmaları engelleme çabaları
PARALEL YAPI İLE İLGİLİ 'GRUPLANDIRILMIŞ' HABERLERİMİZ
PARALEL YAPI İLE İLGİLİ TÜM HABERLERİMİZ

NOT: Bu sayfa, bilgi geldikçe güncellenmektedir.


(16 Kasım 2012, 10:42), son güncel.: (05 Aralık 2015; 09:21)

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

Yargıtay Ergenekon davasını bozdu

23.04.2016 08:49 İstanbul Ümraniye'deki bir gecekonduda 12 Haziran 2007'de 27 el bombası ele geçirilmesiyle başlayan Ergenekon davası, Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin kararını açıklamasıyla davayı 9 yıl sonra karara bağlandı. Ergenekon ..
Tamamı 23.4.2016

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

Balyoz Kumpasında 'Taraf' davası

09.12.2017 15:58 İstanbul'da, beraat kararıyla sonuçlanan 'Balyoz Planı' davasında yargılanan bazı sanıklara kumpas kurulduğu iddiasına ilişkin tutuklu sanık Mehmet Baransu, tutuksuz sanıklar Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve Yıldıray Oğu..
Tamamı 9.12.2017

25 Aralık Kumpası davası

09.12.2017 15:41 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY), takipsizlikle sonuçlanan 25 Aralık soruşturmasında usulsüzlükler yaptığı ve şüphelilere kumpas kurarak darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla ..
Tamamı 9.12.2017

Fetö 29 sanıklı Medya davası

09.12.2017 15:07 İstanbul'da, FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasında yer aldıkları iddiasıyla 20'si tutuklu 29 sanığın yargılandığı davaya devam edildi. Tutuklu sanıkların tahliye talepleri reddedildi. 5 Aralık'ta İstanbul 25. Ağır Ceza Ma..
Tamamı 9.12.2017

Telekom İşgalinde müebbet gerekçesi

09.12.2017 14:30 İstanbul'da, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında, Gayrettepe'deki Türk Telekom binasını ele geçirmeye teşebbüs ettikleri gerekçesiyle, 'Anayasal düzeni ortandan kaldırmaya teşebbüs' suçundan 2'si ağırlaştırılmış müebbet..
Tamamı 9.12.2017

Eskişehir: Fetö Polislerine 12 hapis

09.12.2017 14:22 Eskişehir'de, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında haklarında dava açılan 10'u tutuklu 14 eski emniyet mensubu sanıktan 12'si, 3 yıl 4 ay ila 7 yıl 6 ay arasınd..
Tamamı 9.12.2017

Telekom İşgaline 28 müebbet

09.12.2017 13:04 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Türk Telekom binasını basan 30 sanık hakkında açılan davanın görülmesine devam edildi. 4 Aralık'ta Ankara 13. Ağır Ceza Mahkem..
Tamamı 9.12.2017

Hakimden tepki: Senin gibisi yok

09.12.2017 12:20 Adana'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında haklarında 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan farklı mesleklere mensup 4'ü tutu..
Tamamı 9.12.2017

Isparta 129 sanıklı Fetö davası

10.12.2017 10:50 Isparta'da 48'i tutuklu, 129 sanıklı FETÖ/PDY davasında sanıkların yargılanmasına devam edildi. 04.12.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR Isparta 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşma, sanık sayısının fazlalığı ve güvenli..
Tamamı 10.12.2017

Tokat'tan Fetö'ye yeni dava

10.12.2017 09:12 Tokat'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında iş adamlarına yönelik hazırlanan 11 sanıklı iddianamede ifadesine yer verilen tutuksuz sanık, örgütün mütevelli toplantıla..
Tamamı 10.12.2017

Samsun: Fetö Polislerine 21 hapis

09.12.2017 19:43 Samsun'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi oldukları iddiasıyla 55'i tutuklu 107 rütbeli polisten 21'i 1- 7 yıl arasında değişen hapis cezasına çarptırıldı. 38 sanık beraat etti. 48 s..
Tamamı 9.12.2017

Uşak 111 sanıklı Fetö davası

10.12.2017 09:20 Uşak'ta, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in 'bir numaralı' sanık olarak yer aldığı aralarında örgütün 'bürokrasi imamının yardımcısı' olduğu iddia edilen iş adamı Hazim Sesli ile eski Uşak Organize Sanayi Bölgesi Yönetim K..
Tamamı 10.12.2017

Samsun'dan Fetö'ye 34 hapis

09.12.2017 19:31 Samsun'da FETÖ/PDY soruşturması kapsamında haklarında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan dava açılan 32'si tutuklu 53 öğretmenin yargılanmasına devam edildi. 7 Aralık'ta Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görül..
Tamamı 9.12.2017

CHP'deki Fetö'cü itiraf etti

10.12.2017 12:47 Bursa'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan, örgütte 'Şemsettin' kod adıyla bilinen Ali Taşvuran hakkında dava açıldı. 4 Aralık'taki gelişmeye gö..
Tamamı 10.12.2017

Dink davasına devam edildi

10.12.2017 11:05 İstanbul'da, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, eski savcı Zekeriya Öz, jandarma ve eski emniyet görevlileri ile ana dava hükümlülerinin de aralarında b..
Tamamı 10.12.2017

Şırnak 428 sanıklı Darbe davası

10.12.2017 08:40 Şırnak'ta, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimiyle ilgili aralarında meslekten ihraç edilen dönemin 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Abdullah Baysar ile Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komuta..
Tamamı 10.12.2017

Konya 486 sanıklı Fetö davası

10.12.2017 08:05 Konya'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında haklarında dava açılan 179'u tutuklu 486 kişinin yargılandığı davanın duruşması görüldü. 05.12.2017 GÜNKÜ DURUŞM..
Tamamı 10.12.2017

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
27.594.073